05432632840 | Neorama İş Merkezi Beştepe Mah., Yaşam Cad., No:13, A-Blok, Ofis No:22, Söğütözü, Ankara

Arama :

Kanserler

Penis Kanseri ve Tedavisi
Penis Kanseri

Penis Kanseri Nedir?


 

Penis kanseri penis dokusunda başlayan, diğer kanserlerde olduğu gibi kontrolsüz hücre çoğalmasını ifade etmektedir. Kanserleşen penis dokusu daha sonra çeşitli yollarla vücudun diğer bölgelerine yayılmaktadır. Penis kanseri özellikle sünnetsiz toplumlarda olmak üzere genel olarak nadir görülen bir kanser türüdür. 100.000'de 1'den az erkekte teşhis edilir ve  erkeklerde görülen  kanserlerin %1'inden azını oluşturur. Penis kanseri Asya, Afrika ve Güney Amerika'nın bazı bölgelerinde, sünnetsiz toplumlarda  çok daha fazla görülmektedir.

 

Penis erkek  dış cinsel organıdır. Aynı zamanda idrar yollarının bir parçasıdır. Deri, sinir, kas ve kan damarlarından oluşan doku yapısına sahiptir. Penisin ana kısmı şaft olarak bilinir ve penisin başına glans denir. Doğumda glans, sünnet derisi veya prepisyum adı verilen bir deri parçası ile kaplıdır. Erkek bebeklerde sünnet derisi genellikle sünnet denilen bir operasyonla alınır.

 

Penisin içinde yumuşak, süngerimsi bir kan damarı ağı içeren 3 odacık vardır. Corpora cavernosa olarak bilinen bu silindir şeklindeki odalardan ikisi, penisin üst kısmında sağlı sollu olarak yerleşiktir ve yan yana bitişiktir. Üçüncü silindirik odacık diğer iki odacıkların altında yerleşiktir ve korpus spongiozum olarak bilinir. Korpus spongiozum, mesaneden başlayıp penisin içinden geçen ince bir tüp olan idrar kanalını çevreler. İdrar ve meni geçişine aracılık eder ve penisin glansında mea-dış delik adı verilen bir açıklıktan vücudu terk eder.

 

Ereksiyon(sertleşme), sinir sisteminden gelen sinyal ile birbirine bitişik silindirik yapılara kan dolması ve çıkışın kapanması ile başlamaktadır. Bu kan akışı silindirik odacıkları doldururken süngerimsi doku genişler ve penis sertleşir ve uzar. Boşalma sırasında, meni (sperm hücreleri ve sıvılar) idrar kanalından akar ve mea(dış delik) yoluyla vücuttan dışarı atılır. Boşalmadan sonra kapaklar açılır,kan akımı azalır ve penis tekrar  yumuşar.


 

Penisin iyi huylu Lezyonları


 

Penisin iyi huylu Lezyonları; penisde kanser olmayan,anormal hücre büyümelerini ifade eder. Bu lezyonlar genellikle siğiller veya tahriş olmuş cilt lekeleri şeklinde görünürler. Penis kanserinde olduğu gibi, en sık penis başı(glans) veya sünnet derisinde bulunurlar, daha az da penisin gövdesi boyunca ortaya çıkabilirler.


 

1- Kondilomlar (genital siğiller)


 

Bu lezyonlar küçük karnabahar tarzında çok sadece büyüteç ile görülebilen küçük lezyonlardan dev lezyonlara kadar çok değişik boyutlarda görülebilirler. Kondilom denilen bu genital siğillerin nedeni cinsel yolla bulaşan HPV(human papilloma virus) enfeksiyonlarıdır.


 

2- Bowenoid papüloz

 

Bu durum aynı zamanda yine HPV enfeksiyonu ile bağlantılıdır ve daha genç, cinsel olarak daha aktif erkeklerde ortaya çıkma eğilimindedirler. Penis şaftında küçük, kırmızı veya kahverengi lekeler veya plaklar olarak görülür. Bunlar genital siğil gibi görünebilir ancak mikroskop altında bakıldığında penis derisinin yüzey tabakasında displastik (anormal) hücreler şeklinde  görülür.

 

Bowenoid papüloz, aynı zamanda Bowen hastalığı olarak da bilinen karsinoma in situ (CIS) adı verilen erken evre bir penis kanseri ile karıştırılabilir. Genellikle bowenoid papüloz herhangi bir soruna neden olmaz ve hatta birkaç ay içinde kendi kendine geçebilir. Ancak geçmezse ve tedavi edilmezse, nadir de olsa  Bowen hastalığına ilerleyebilir.

 

Penis kanserleri Tipleri

 

Peniste yer alan çeşitli dokulardan köken alan farklı penis kanseri türleri gelişebilir.  Bu farklı türlerin belirlenmesi hastalığın gidişatını ve tedavi yöntemlerini belirlemesi açısından oldukça önemlidir. Hemen hemen tüm penis kanserleri penisin derisi hücrelerinden başlar. 


 

1- Skuamöz hücreli kanser (Epidermoid Karsinom)

 

Penis kanserlerinin yaklaşık %95'i skuamöz(Epidermal) hücre adı verilen deri hücrelerinden başlar. Skuamöz hücreli karsinom penisin herhangi bir yerinde başlayabilir ancak çoğunlukla sünnet derisinde (sünnet olmamış erkeklerde) veya penis başında(glansda) başlar. Bu tümörler yavaş büyüme eğilimindedir ve erken bir aşamada saptanırsa , genellikle iyi bir şekilde tedavi  edilebilirler.

 

Verrüköz karsinom: Penis verrüköz kanseri, Buschke-Lowenstein tümörü olarak da bilinir ve  penis derisinin birçok bölgesinde başlayabilen nadir görülen bir skuamöz hücre kanseri türüdür. Bu kanser büyük bir genital siğil gibi görünüyor, çoğunlukla yavaş büyüme eğilimindedirler, ancak bazen çok hızlı büyüyen türleri de vardır. Penis dokusunun  derinliklerine doğru büyüyebilirlerine karşın nadiren vücudun diğer bölgelerine yayılırlar yani metastaz yaparlar.

 

Karsinoma in situ (CIS): Karsinoma in situ (CIS)penisin skuamöz hücreli kanserinin en erken aşamasıdır. Bu aşamada kanser hücreleri sadece cildin üst katmanlarında bulunur. Henüz derin dokulara inmemiştir. 

 

Karsinoma in situ penisin neresinde olduğuna bağlı olarak bu hastalık için başka isimler kullanılmaktadır.

 

  • Glansın Karsinoma in situ lezyonlarına Queyrat eritroplazisi denilmektedir.
  • Penis şaftındaki veya diğer kısımlarındaki Karsinoma in situ lezyonlarına ise Bowen hastalığı denilmektedir.


 

2- Melanoma

 

Melanoma, cildin  güneşten korunmasına yardımcı olan ve  kahverengiye dönüştüren hücreler olan melanositlerde başlayan bir cilt kanseri türüdür.  Bu kanserler, kötü gidişatılıdır, hızla büyüme ve yayılma eğilimindedir. Daha yaygın görülen  bazal ve skuamöz hücreli penis kanseri türlerinden daha tehlikelidirler. Melanomlar çoğunlukla güneşe maruz kalan deride alanlarında bulunur, nadiren olsa penis gibi başka alanlarda görülebilmektedir. Penis kanserlerinin sadece çok az bir kısmı malign melanomdur. 




 

3- Bazal hücreli karsinom


 

Bazal hücreli kanser, peniste gelişebilen başka bir cilt kanseri türüdür. Penis kanserlerinin sadece küçük bir kısmını oluşturur. Bu kanser türü yavaş büyür ve nadiren vücudun diğer bölgelerine yayılır yani metastaz yapar.



 

4- Adenokarsinom (Penisin Paget hastalığı)


 

Bu çok nadir görülen penis kanseri türüdür, penis derisindeki ter bezlerinden köken almaktadır. Penisin karsinoma in situ (CIS)  ile adenokarsinomu (penisin Paget hastalığı)

ayırmak bazen  çok zor olabilir.



 

5- Sarkom


 

Penis kanserinin en az görülen tipi sarkom lardır. Bu kanserler penisin kan damarlarından, düz kasından veya diğer bağ dokusu hücrelerinden gelişir. 





 

Penis Kanserlerinin Nedenleri ve Risk Faktörleri



 

Risk faktörü, kanser gibi bir hastalığa yakalanma şansınızı etkileyen herşey olarak tanımlanabilir. Farklı kanserlerin farklı risk faktörleri vardır. Sigara içmek veya güneşe maruz kalmak gibi değiştirilebilir bazı kanser risk faktörleri yanında kişinin yaşı veya aile geçmişi gibi değiştirilemez risk faktörleri vardır.

 

Belli risk faktörüne veya hatta çok fazlasına sahip olmak, mutlaka penis kanserine yakalanacağınız anlamına gelmez, hiçbir risk faktörüne sahip olmadan da penis kanseri görülebilmektedir. 








 

Penis kanseri için belirlenen risk faktörleri şunlardır.



 

1- Human Papilloma Virüsü (HPV) Enfeksiyonu

 

İnsan papilloma virüsü (HPV), 200’e yakın türü olan bir DNA virusudur,  60’a yakın türü insanda enfeksiyon yapmaktadır ve  dünyada cinsel yolla bulaşan en sık viral enfeksiyondur. Erkekte ensık genital kondilomlarla-siğillerle kendinini göstermekte, erkek ve kadında bir çok kanserin etkeni olarak suçlanmaktadır,  15'e yakın tipi  karsinojenik-kanser yapıcı  olarak bilinmektedir. Farklı HPV tipleri vücudun çeşitli bölgelerinde farklı siğil tiplerine neden olmaktadır. HPV enfeksiyonu, rahim ağzı kanseri , penis, dil, oro-nazofarenks, gırtlak ve bademcik kanserlerine  neden olduğu bilinmektedir ve virus  bulaştıktan  yıllar sonra da ortaya çıkabilmektedir. 

 

Bazı HPV tipleri belirli kanserlerle ilişkilendirilmiştir ve penis kanseri için önemli bir risk faktörü gibi görünmektedir. Penis kanserlerinin yaklaşık yarısında HPV izine rastlanmaktadır. Başlangıç evresindeki penis kanseri dokularının %70-100’ünde, ileri evredeki penis kanseri dokularının %30-40’ında tespit edilmektedir. Yüksek riskli insan papilloma virüsü (HPV) tipleri tarafından yapılan iki protein (E6 ve E7), tümör baskılayıcı gen ürünlerinin hücrelerde çalışmasını engellediği ve bu  hücrelerin kontrolden çıkmaya başlamasına neden olduğu bulunmuştur.

 

HPV enfeksiyonu  ciltten cilde temas sırasında, özellikle cinsel ilişki ile bir kişiden diğerine bulaşmaktadır. HPV, vajinal, anal ve oral dahil olmak üzere birçok cinsel aktivite sırasında bulaşabilir, ancak enfeksiyonun yayılması için cinsel temas şart değildir, vücudun HPV ile enfekte olmuş bir bölgesiyle ten-tene temas bulaşması için yeterli olmaktadır. HPV enfeksiyonu vücudun bir bölgesinden diğer bölgelerine yayılabilmektedir. Mesela penistedeki  enfeksiyon ve lezyonlar zamanla anüse yayılabilir.

 

HPV enfeksiyonu dünyada çok yaygın bir şekilde görülmektedir, dünya nüfusunun yarısı bu virüs ile tanışmakta, ve %70 olasılıkla vücut kendi kendine bu enfeksiyondan temizleyebilmektedir. Ancak bazı bağışıklık sistemi iyi olmayan insanlarda  enfeksiyon temizlenemez ve kronikleşir. Zamanla, özellikle belirli HPV türleri ile kronik enfeksiyon, penis kanseri de dahil olmak üzere bazı kanser türlerine neden olabilir. Sünnetli olmayan erkeklerin HPV ile enfekte olma, kronikleşme ve temizlenememe olasılığı daha yüksekdir.

 

Daha fazlasını öğrenmek için HPV bölümümüze bakın.




 

2- Sünnet olmamak


 

Doğumda penis başı(glans), sünnet derisi veya prepisyum adı verilen bir deri parçası ile kaplıdır. Erkek bebeklerde sünnet derisi genellikle sünnet denilen bir operasyonla alınır.

Sünnet çoğunlukla yeni doğan  bebeklere, veya daha sonraki yaşlarda da yapılabilir. Çocukken sünnet olmamış erkeklerde penis kanseri riski 3 kat daha fazla görülmektedir, sünnet aynı zamanda  HPV bulaşma riskini de azaltan bir faktördür. Hatta bazı yayınlar çocukken yapılan sünnetin penis kanserini  önlediğini iddia etmektedirler. Sünnetin yetişkinlikte yapılması durumunda aynı koruyucu etki o ölçüde  görülmemektedir.

 

Sünnetli erkeklerde daha düşük riskin nedeni tam olarak net olmamakla birlikte, bilinen diğer risk faktörleri ile ilişkili olabilir. Örneğin, Fimozis denilen sünnet derisinin darlığından dolayı geriye çekilememesi durumu  ve smegma olarak bilinen, sünnet derisi altında biriken salgı materyali birikimi  sünnet olmuş olanlarda söz konusu değildir. Smegma birikimi olan veya fimozisli erkeklerde penis kanseri riski daha yüksektir. Sünnet ne kadar geciktirilirse bu risk faktörlerin ortaya çıkma olasılığı o derece fazla olacaktır.  

 

Sünnetin risklerini ve faydalarını değerlendirirken, Amerika’daki sünnetsiz erkeklerde bile penis kanserinin çok nadir olduğu gerçeğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Amerikan Pediatri Akademisi, yeni doğan erkeklerde sünnetin sağlık açısından yararlarının risklerinden daha fazla olduğunu belirtse de, faydaları nedeniyle tüm yenidoğanların rutin olarak sünnet edilmesini önerecek kadar  kanıt olmadığını da belirtmektedir. Sonuç olarak, sünnetle ilgili kararlar son derece kişiseldir ve genellikle tıbbi kanıtlardan çok sosyal ve dini faktörlere bağlıdır.

 

3- Fimozis ve Smegma


 

Fimozis: Sünnetsizlerde sünnet derisinin yapışıklıklar ya da uç kısmının dar olması sebebiyle geri çekilememesi durumudur. Fimozis varlığında penis kanseri riski 10 kat artmaktadır. Bunun nedeni açık değildir, fimozise bağlı smegma olarak  bilinen, sünnet derisi altında biriken salgı materyali birikimi, ve kronik iltihaplanma ile ilgili olabilir.

 

Smegma: Sünnet derisinin altında oluşan salgıya smegma denir, bu alan düzenli ve  iyi temizlenmez veya fimozis nedeniyle bu salgının birikmesi ile smegma adı verilen kalın, bazen kokulu bir maddeye dönüşür. Smegmanın kansere neden olabilecek bazı  maddeler içerdiği ilgili iddialar hakkında yeterince kanıt olmadığı bilinmektedir. Muhtemelen smegmanın kendisinden ziyade, smegmanın yaptığı tahriş ve enfeksiyon penis kanserine neden olmadığına inanılmaktadır. 



 

4- Sigara ve Diğer Tütün Ürünlerinin Kullanımı


 

Sigara içen ve/veya diğer tütün türlerini kullanan erkeklerin penis kanseri geliştirme olasılığı 5 kat daha daha yüksek bulunmuştur. HPV enfeksiyonu olan sigara ve tütün kullanıcıları bu risk daha da yüksektir. Sigara kullanımı vücudu kansere neden olan birçok kimyasal maddeye(kanserojen)  maruz bırakır. Bu maddeler kan dolaşımı ile  vücutta birçok farklı alanda kansere neden olabilirler.  bu arada , bu maddelerin penis hücrelerindeki genlere zarar vererek penis kanserine yol açtığı ifade edilmektedir. DNA hasarı, hücre büyümesini kontrol eden genleri etkilediğinde kansere yol açabilir.



 

5- Sedef hastalığının UV ışık tedavisi


 

Sedef hastalığı adı verilen bir cilt hastalığı olan bazı hastalar, ‘psoralen’ adı verilen ilaçlar verilmekte ve ardından uygulanan ultraviyole-A (UVA) ışın kaynağı ile tedavi edilir. Buna PUVA tedavisi denilmektedir. Bu tedaviyi gören erkeklerin penis kanserine yakalanma  oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur (9-10 kat daha fazla). Bu riski azaltmak amacıyla PUVA ile tedavi edilen erkeklerin cinsel organları artık tedavi sırasında  kapatılmaktadır.


 

6- Yaş

Penis kanserine yakalanma  riski yaşla birlikte artmaktadır ve ortalama teşhis edilme yaşı   yaklaşık 68'dir. Yaklaşık 5 penis kanserinden 4'ü 55 yaş üstü erkeklerde teşhis edilir.






 

7- AIDS


 

AIDS'li erkeklerde  penis kanseri riski daha yüksektir. Bu yüksek risk, AIDS hastalığının bir sonucu olan zayıflamış bağışıklık sistemiyle bağlantılı bulunmuştur. Ancak HIV'li erkeklerin (AIDS'e neden olan virüs) diğer risk faktörlerinin mevcudiyeti ile de bağlantılı olabilir. Örneğin, HIV'li erkeklerin sigara içmesi ve HPV ile enfekte olması daha olasıdır.




 

8- Çok Eşlilik 


 

Aynı anda ya da farklı zamanlarda çok sayıda cinsel partnerle birlikte olan ve çok erken yaşlarda ilk cinsel ilişki deneyimi öyküsü olan erkeklerde penis kanseri gelişme riski 3 ila 5 kat yüksek bulunmuştur




 

9- Kötü Hijyenik Koşullar ve Kronik Enfeksiyonlar


 

Peniste kronik enfeksiyon ve inflamasyon penis kanseri riskini ciddi şekilde artırmaktadır. Hem cinsel yolla bulaşan hastalıklar hem de penis enfeksiyonunun(Balanit, postit) sık olması nedeniyle penis kanseri görülme riski çok daha sıktır.










 

Penis Kanseri Belirtileri 



 

Penis kanserinde görülen şikayet ve belirtiler her zaman penis kanserinin spesifik belirtileri değildir, hatta çoğunlukla penis kanseri dışındaki durumlarda da ortaya çıkmaktadır. Aşağıdaki şikayet ve belirtiler mevcutsa penis kanseri olasılığı akılda tutulmalıdır.  Teşhis ne kadar erken yapılırsa, tedaviye o kadar erken başlanır ve o ölçüde başarılı olur. Penis kanserinin temel belirtisi,  peniste sebat eden, inatçı, bir türlü  geçmek bilmeyen kanamalı, akıntılı yaradır. İlk başlarda infeksiyon zannedilir ve tedavi verilir,  ancak bu tedavilere cevap vermeyince kanserden şüphelenilir. Diğer belirtiler arasında ciltten kabarık siğil benzeri kızarıklık, yara vaya sert kitle, kaşıntı ve yanma hissi, akıntı ve kasık bölgesinde elle de hissedilebilen şişlikler sayılabilir.


 

Cilt değişiklikleri: Penis kanserinin ilk belirtisi, penis derisinde görülen bazı  değişikliklerdir. Çoğunlukla penisin penis başı (glans) veya sünnet derisinde, daha az da  penis  şaftı üzerinde görülmektedir. 



 

Bu değişiklikler şunlardır:


 

  • Penis derisinde bazı alanlarda  kalınlaşma
  • Cilt rengindeki bazı değişiklikler
  • Kabarık, siğil benzeri yara ya da kitle
  • Kanayan bir ülserli yara (ağrılı)
  • Sünnet derisinin altında kırmızımsı, kadifemsi bir döküntü
  • Küçük, sert kabuklu yumrular ve şişlikler
  • Düz, mavimsi kahverengi lezyonlar- kitleler
  • Sünnet derisinin altından kokulu akıntı (sıvı) veya kanama



 

Penis kanserinden kaynaklanan yaralar veya kitleler genellikle ağrı ve şikayet konusu olabilecek belirti vermeyebilir. Ağrılı olmasa bile penisde herhangi bir büyüme, şişlik, yara, akıntı, ciltte renk değişikliği veya başka bir anormallik fark edilmesi durumunda hekime başvurmakta yarar vardır. 4 hafta içinde düzelmeyen veya kötüleşen penisdeki herhangi bir değişiklik hekim tarafından kontrol edilmelidir.



 

Penisde Şişlik ve Kitle: Penisde kabarık, siğil benzeri yara ya da kitle, özellikle fimozisi olanlarda(sünnet derisi darlığı) olanlarda penis kanserinin belirtisi olabilir. 


 

Kasık bölgesinde cilt altında kitleler: Penis kanseri çoğu zaman önce kasıktaki lenf düğümlerine, sonra dah iç taraftaki pelvik lenf düğümlerine yayılır. Lenf düğümleri, bağışıklık sistemi hücrelerinin bir parçası sayılabilir.. Normalde fasulye büyüklüğündedirler ve neredeyse hiç elle hissedilmezler, eğer bir büyüme varsa cildin altında pürüzsüz kitleler halinde elle hissedilebilir. Büyümüş , lenf düğümleri her zaman kanserin oraya yayıldığı anlamına gelmez zira lenf düğümleri bir enfeksiyona tepki büyüme ihtimali yüksektir. Penis kanserinin dokusu ve çevresindeki cilt sıklıkla iltihaplanır  ve bu da e yakındaki lenf düğümlerinin şişmesine ve büyümesine neden olabilir.



 

Penis Kanserinin Teşhisi


 

Tıbbi öykü ve fizik muayene: Tıbbi ve cinsel  öykü ve fizik muayene penis kanserinin teşhisinde ilk basamağını oluşturmaktadır. Tıbbi öyküde  belirtilerin  ne zaman başladığı ve değişip değişmediği gibi ayrıntıları hakkında bilgi elde edilir. Ayrıca penis kanseri için  olası risk faktörlerinin olup olmadığı kaydedilir. 

 

Fizik muayenede olası penis kanseri belirtileri veya diğer sağlık sorunları için genital bölgenin dikkatli bir şekilde muayenesinin yapılması gereklidir. Penisdeki  lezyonlar (yaralar) dikkatlice incelenir, varsa fimozis, HPV gibi lezyonlar kontrol edilir.  Ayrıca kasıkta büyümüş lenf düğümü elle hissedilmeye çalışılır.  Belirti ve fizik muayenedeki bulgular penis kanserini işaret ediyorsa, teşhisi kesinleştirmek için lezyondan biyopsi yapılması gerekir.


 

Biyopsi: Penisdek bir lezyonun penis kanseri olup olmadığını anlamanın tek ve kesin yolu lezyondan biyopsi yapmaktır. Bunun için lezyondan(yaradan) küçük bir doku parçası alınır ve patoloji laboratuvarına gönderilir. Patolojik incelemede dokunun kanser hücreleri içerip içermediği rapor edilir. 











 

Penis kanserinde kullanılan biyopsi türleri ve biyopsi alanları

 

  • İnsizyonel biyopsi: İnsizyonel biyopsi lezyondan sadece bir parça alınıp patoloji laboratuvarına göndermeyi ifade eder. Bu biyopsi türünde lezyon tamamen çıkarılmaz,  sadece teşhis için bir parça alınır. 
  • Eksizyonel biyopsi: Eksizyonel biyopside lezyonun(yaranın) tamamı çıkarılır. Bu biyopsi türü çoğunlukla lezyon küçükse, nodül (yumru) veya plak (kabarık, düz alan) şeklinde ise kullanılır.
  • Lenf nodu biyopsisi: Kanser penisin derinliklerine yayılmışsa, kasıktaki lenf düğümlerinin kanser yayılımı için kontrol edilmesi gerekecektir. Bu lenf düğümleri ya ince iğne aspirasyonu ile ya da ameliyatla çıkartılarak kontrol edilebilir. Hastalığın evrelendirilmesinde bize çok değerli bilgiler verir
    • İnce iğne aspirasyonu (İİA): Bu tür biyopsiyi yapmak için, lenf düğümüne ince, içi boş bir iğne sokulur ve birkaç damla sıvı aspire  edilir ve bu sıvı patolojiye gönderilir. Büyümüş lenf düğümü elle hissedilemez bir derinlikte ise tomografi veya ultrason eşliğinde bu erişim sağlanabilir. 
    • Cerrahi biyopsi: Bazı durumlarda lenf düğümleri ince iğne biyopsisi yerine ameliyatla kanserin muhtemel yayılma alanlarındaki lenf düğümleri ameliyatla çıkartılır. Kanseri ilk yayıldığı bekci (Sentinel) lenf düğümünü çıkarmak ve onu ayrı değerlendirmek penis kanseri evrelendirilmesi ve tedavisinde önemlidir.





 

Bilgisayarlı tomografi (CT): Tomografi taraması taraması ile tümörün ne kadar büyük olduğunu gösterebilir ve ayrıca kanserin lenf düğümlerine veya vücudun diğer bölgelerine yayılıp yayılmadığının görülmesine yardımcı olabilir.

 

Tomografi kılavuzluğunda iğne biyopsisi: Büyümüş  lenf düğümüne veya kanserin yayılabileceği başka bir alanlardan biyopsi yapmak için iğneye klavuzluk etmesi için tomografi kullanılabilir. 


 

Manyetik rezonans görüntüleme (MRI): MR ile tümörün yayılması muhtemel yerlerini saptamak, başka organlara yayılıp yayılmadığı ve evrelendirmek için kullanılan bir yöntemdir.

 

Ultrason: Kanserin penisde ne kadar derine yayıldığını saptamak için faydalı olabilir. Ayrıca kasıkta büyümüş lenf düğümlerinin görüntülenmesinde kullanılabilir. Ayrıca çeşitli alanlardan iğne biyopsisi için kılavuz amacıyla kullanılabilir.



 

Göğüs röntgeni: Kanserin akciğerlere yayılıp yayılmadığını kontrol için basit X-ray akciğer grafisi yardımcı olabilir.



 

Penis Kanserinin  Evrelendirilmesi ve Derecelendirilmesi


 

Penis kanseri teşhisi konulduktan sonra, kanserin yayılıp yayılmadığını ve yayıldıysa ne kadar uzağa yayıldığını belirlenmesine evreleme denir. Evrelendirme kanserin yaygınlık derecesini ortaya koymaktadır, her  evrede tedavi stratejisi ve  yöntemleri farklılıklar gösterebilmektedir. Yine evrelendirme hastalığın gidişatını ve hayatta kalma süresi için tahminde bize yardımcı olmaktadır.  Kural olarak, sayı ne kadar düşükse, kanser o kadar az yayılmıştır. Evre IV gibi yüksek bir evre, kanserin daha fazla yayıldığı anlamına gelir. Penis kanserinin en erken evresi evre 0'dır, bu da kanserin cildin üst tabakasının ötesine yayılmadığı anlamına gelir. Diğer evreler I  ile IV arasındadır. Aşağıda verilen evrelendirme ve derecelendirme en yaygın penis kanseri türü olan skuamöz hücreli karsinomu için kullanılmaktadır.  Melanom ve sarkom gibi peniste başlayan diğer kanser türleri çok daha az görülmekte ve farklı sistemlerle evrelenmektedir.




 

Evreler Nasıl Belirlenir ve Neyi İfade Eder


 

Penis kanseri için en sık kullanılan evreleme sistemi, 3 temel bilgiye dayanan Amerikan Ortak Kanser Komitesi (AJCC)-ocak 2018 TNM sistemidir:

 

Ana tümörün boyutu (T): Kanser peniste ne ölçüde ilerlediğini ve komşu organlara yayılıp yayılmadığını ifade eder.  

 

Yakındaki lenf düğümlerine yayılma (N): Kanser bölgesel lenf düğümlerine yayılıp yayılmadığı ve yayıldı ise ne ölçüde ve sayıda lenf düğümüne yayıldığını ifade eder. 

 

Uzak bölgelere yayılma (metastaz) (M): Kanser uzak lenf düğümleri veya akciğer, karaciğer veya kemikler gib ivücudun uzak bölgelerine yayılıp yayılmadığını ifade eder.



 

Penis Kanserinin Derecelendirilmesi


 

Bazı kanserlerin evresini etkileyebilecek bir diğer faktör de kanser hücrelerinin azgınlık derecesidir. Bu, kanser hücrelerinin normal hücrelerden ne kadar farklı göründüğünün bir ölçüsüdür. Derece genellikle 1'den 3'e kadar bir sayı ile belirtilir. Sayı ne kadar yüksek olursa, hücreler o kadar anormal görünür. Yüksek dereceli kanserler, düşük dereceli kanserlerden daha hızlı büyüme ve yayılma eğilimindedir.



 

Penis kanserinde  Derecelendirme(D) şu şekilde sınıflandırılımaktadır: 



 

  • D-1: İyi derecede diferansiye(farklılaşma), yani nispeten iyi
  • D-2: Orta derecede diferansiye
  • D-3: Kötü derecede diferansiye
  • D-4: Diferansiye olmamış,  çok kötü derecede diferansiye

 

 





 

Kanserin TNM kategorileri ve derecesi belirlendikten sonra, bu bilgiler evre gruplaması ile  birleştirilir genel bir evre saptanır. Evreleme ameliyat öncesi fizik muayene, biyopsi  ve görüntüleme sistemleri(tomografi, MR vs) elde edilen bilgilere dayanıyorsa klinik evreleme, patolojik icelemeler sonrası elde edilen verilere dayanıyorsa patolojik evreleme denmektedir. En kesin evreleme patolojik evrelemedir, aşağıda verilen evreleme patolojik evrelemedir










 

Penis kanserinin Evreleri: AJCC -Ocak 2018



 

Evre 0: Tis veya Ta, N0, M0


 

  • Karsinoma in situ veya CIS olarak da adlandırılır. Tümör derinin sadece üst tabakasındadır ve daha derine ilerlememiştir (Tis veya Ta).
  • Kanser bölgesel lenf düğümlerine (N0) veya vücudun uzak bölgelerine (M0) yayılmamıştır.

 

Evre I: T1a, N0, M0



 

  • Tümör derinin üst tabakasının hemen altındaki dokuya yayılmış. Bu alandaki kan damarlarına, lenf damarlarına veya sinirlere yayılmamış (T1a) ve kanser hücreleri yüksek dereceli değildir (derece 3 değildir) .
  • Kanser yakındaki lenf düğümlerine (N0) veya vücudun uzak bölgelerine (M0) yayılmamıştır.

 

 

Evre IIA: T1b, N0, M0; veya T2, N0, M0



 

  • Tümör derinin üst tabakasının hemen altında dokuya yayılmış,  bu alandaki kan damarlarına, lenf damarlarına veya sinirlere de yayılmış(T1b) ve/veya yüksek derecelidir (derece 3 ve üstü).
  • Kanser bölgesel lenf düğümlerine (N0) veya vücudun uzak bölgelerine (M0) yayılmamıştır.

       

     Veya

 

  • Kanser, korpus spongiozuma (penisin altından ve uç kısmına doğru uzanan iç odacık) doğru büyümüştür.
  • Kanser yakındaki lenf düğümlerine (N0) veya vücudun uzak bölgelerine (M0) yayılmamıştır.


 

Evre IIB: T3, N0, M0



 

  • Kanser korpus kavernozumda (penis gövdesinin üst kısmı boyunca uzanan 2 iç odacık) büyümüştür.
  • Kanser yakındaki lenf düğümlerine (N0) veya vücudun uzak bölgelerine (M0) yayılmamıştır.



 

Evre IIIA: T1-3, N1, M0



 

  • Tümör derinin üst tabakasının altındaki dokuda büyümüştür ve korpus spongiozuma ve/veya korpus kavernozumda (T1 ila T3) büyümüş olabilir.
  • Kanser, vücudun aynı tarafında (N1) bölgesel 1 veya 2 kasık lenf düğümüne yayılmıştır. Vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır (M0).




 

Evre IIIB: T1-3, N2, M0



 

  • Tümör derinin üst tabakasının altındaki dokulara yayılmış ve korpus spongiozuma ve/veya korpus kavernozumda (T1 ila T3) büyümüş olabilir.
  • Kanser, vücudun aynı tarafındaki 3 veya daha fazla bölgesel kasık lenf düğümlerine veya her iki taraftaki kasık lenf düğümlerine yayılmıştır (N2).
  • Vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır (M0).

 










 

Evre IV: T4, Herhangi bir N, M0; veya Herhangi bir T, N3, M0; 

              veya Herhangi bir T veya Herhangi bir N, M1

 

 


 

  • Tümör, skrotum, prostat veya kasık kemiği (T4) gibi yakındaki yapılara yayılmış.
  • Kanser bölgesel lenf düğümlerine (herhangi bir N) yayılmış olabilir veya olmayabilir. Vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır (M0).

 

      Veya


 

  • Tümör, penisin veya yakın yapıların (herhangi bir T) daha derin katmanlarına doğru büyümüş veya büyümemiş olabilir.
  • Kanser, pelvisteki bölgesel lenf düğümlerine yayılmıştır veya bir lenf düğümünün dışına ve çevresindeki dokuya doğru büyümüştür (N3). Kanser vücudun uzak bölgelerine yayılmamıştır (M0).

 

     Veya


 

  • Tümör, penisin veya bölgesel yapıların (herhangi bir T) daha derin katmanlarına doğru büyümüş veya büyümemiş olabilir. Kanser yakındaki lenf düğümlerine (herhangi bir N) yayılmış olabilir veya olmayabilir. Kanser vücudun uzak bölgelerine yayılmıştır (M1).




 

Penis Kanseri için Hayatta Kalma Oranları


 

Hayatta kalma oranları, aynı kanser türü ve evresine sahip kişilerin yüzde kaçının teşhis edildikten sonra belirli bir süre (genellikle 5 yıl) hala hayatta olduğuna dair bir fikir vermektedir. Bu istatistikler kafa karıştırıcı olabilir. Hastanın ne kadar  yaşayacağından ziyade,  tedavinin başarılı olma olasılığının ne kadar olduğunu daha iyi anlamamıza yardımcı olur. 5 yıllık hayatta kalma oranı %80 denildiğinde; bu kansere sahip erkeklerin ortalama olarak %80 ihtimalle veya bu hastaların %80’i 5 yıl sonra hala hayattadır anlamı çıkar. Bu rakamlar, kanserin ilk teşhis edildiği andaki evresi için geçerlidir. Bu sayılar her şeyi hesaba katmaz. Hayatta kalma oranları, kanserin ne kadar yayıldığına göre gruplandırılır, ancak hastanın yaşı , genel sağlık durumu, kanserin tedaviye ne kadar iyi yanıt verdiği ve diğer faktörler de bu oranları etkilemektedir.




 

Hastalar için hayatta kalma oranları verilirken, hastalığın evresinden ziyade Kanserin, lokalize(yerel), bölgesel ve uzak metastazlı olarak gruplandırlması gözönüne alınmaktadır. 

 

  • Lokalize Hastalık: Kanser penisle sınırlıdır.
  • Bölgesel Hastalık : Kanser, penisin dışına yakındaki yapılara veya bölgesel lenf düğümlerine yayılmıştır.
  • Uzak metastazlı Hastalık: Kanser, akciğerler, karaciğer veya kemikler gibi vücudun uzak bölgelerine yayılmıştır.


 

Penis kanseri için 5 yıllık nispi sağkalım oranları şu şekildedir:


 

  • Lokalize-Yerel hastalık: %80
  • Bölgesel Hastalık: %50
  • Uzak Metastazlı hastalık: %9
  • Total birleşik-Gruplandırmadan: %65 




 

Penis Kanserinde Tedavi


 

1-Penis Kanserinin Cerrahi Tedavisi


 

Penis kanserinin tüm evreleri için en etkin tedavisi cerrahidir. Kanser küçük ve yayılmamışsa, genellikle penisin bir kısmını çıkarmak zorunda kalmadan tedavi edilebilir. Kanser daha ileri bir aşamalara geçmiş ise , penisin bir kısmının veya tamamının tümörle birlikte çıkarılması gerekebilir. Tümör penisin derinliklerinde büyümüş (evre T2 veya daha yüksek) hastalarda, kasıkta yakındaki bazı lenf düğümlerinin alınması ve örneklenmesi  gerekir. Kasıktaki tüm lenf düğümlerini çıkarmak yerine, kanserin ilk uğradığı bekci(sentinel) lenf düğümünün alınması, eğer metastaz varsa o zaman daha geniş ölçüde lenf düğünü alınması yoluna gidilebilir.

Penis kanseri tedavisinde birçok farklı ameliyat türü kullanılmaktadır. Penis koruyucu teknikler mümkün olduğunca daha sık kullanılır. Lokal tedaviler ve sınırlı ameliyatlar, cinsel işlevi, penisin görünüşünü ve ayakta idrar yapma kabiliyetini korumak adına mümkün olduğunca çok penisi korumak  için yapılan cerrahi tercihlerdir.

 

Sünnet: Kanser sadece sünnet derisinde ise, sünnet çoğu zaman kanseri tedavi için yeterli olabilir. Bu işlem sırasında , sünnet derisi ve bazı deri ekleri ile birlikte sünneti aşan bir şekilde çıkartılır. Penise radyasyon tedavisi planlanmış ise, radyasyon, sünnet derisinin şişmesine ve sıkılaşmasına neden olabilir ve bu da başka sorunlara yol açabilir, bu yüzden bu işlem öncesi de sünnet genellikle yapılmaktadır..

 

Basit eksizyon: Basit eksizyon cerrahisinde, yakındaki bazı normal deri ve doku ile birlikte tümör olduğu gibi tamamen çıkarılır. Tümör küçükse, kalan deri daha sonra tekrar üstüne dikilebilir. Bu eksizyonel biyopsi ile aynı şekilde yapılır.

 

Geniş Eksizyon: Geniş bir lokal eksizyonda, tümör etrafındaki büyük miktarda normal dokuyla birlikte çıkarılır. Bu bir miktar sağlıklı doku ile birlikte çıkarmak, herhangi bir kanser hücresinin geride kalma olasılığını azaltır. Bölgeyi kaplayacak kadar deri kalmamışsa, vücudun başka bir bölgesinden deri grefti alınabilir ve bölge üzerinde kullanılabilir.

 

Mohs cerrahisi (mikrocerrahi- mikroskop kontrollü cerrahi):

Seçilmiş bazı hastalarda geniş lokal eksizyon yerine bir seçenek olabilir. Mohs tekniğinde, tümörün istila etmiş olabileceği deri tabakasını çıkarır ve ardından örneği hemen mikroskopla incelenir. Eğer çıkarılan doku hala  kanser hücreleri  içeriyorsa,  başka bir tabaka çıkarılır ve incelenir. Bu işlem, deri örneğinde kanser hücreleri kalmayana kadar devam edilir.

 

Bu süreç uzun sürer ve yavaştır, ancak bu, daha fazla  normal dokunun kurtarılabileceği, penisin olabildiğince korunma şansını artması anlamına gelir. Bu teknik kanserin derinin yalnızca üst katmanlarında olduğu karsinoma in situ (CIS) için ve penisin derinlerine kadar yayılmamış bazı erken evre kanserler için kullanılabilir.

 

Glansektomi(Penis Ucunun kısmi veya tamamen alınması): Tümör küçükse ve sadece penis başı (penisin ucu) üzerindeyse, ğenis başının bir kısmı veya tamamı çıkarılabilir. Deri greftleri ameliyattan sonra penis başını yeniden oluşturmak için kullanılabilir.

 

Penisin Kısmi veya tamamının alınması(penektomi): Bu operasyon penisin bir kısmını veya tamamını çıkarır. Penisin derinliklerinde büyüyen penis kanserini tedavi etmenin en sık ve en iyi bilinen yolu budur. Amaç tüm kanseri ortadan kaldırmaktır. Bunu yapmak için cerrahın normal görünen penisin bir kısmı ile beraber çıkarması gerekir. 

 

Hastanın ayakta (en az 2-3 cm) idrar yapmasına yetecek kadar şaft kurtarılamazsa, total penektomi gereklidir. Bu, pelvise uzanan kök kısmıda dahil olmak üzere tüm penisin çıkarılması anlamına gelir. Bu durumda , idrar kanalı skrotum (testis kesesi) ve anüs arasındaki alan olan perineye ağızlaştırılır, böylece hasta idrarını oturarak yapar. Buna perineal üretrostomi denir. Üretradaki sfinkter kası (“açma-kapama” valfi) geride kaldığı için hasta idrar kaçırmaz, idrarını  kontrol edilebilir. 

 

Çok ilerlemiş tümörler için bazen penis, skrotum (ve testisler) ile birlikte çıkarılır. Bu işleme ‘Emaskülasyon’ denir. Bu operasyon vücudun erkeklik hormonu olan testosteronun ana kaynağı olan testisleri çıkarıldığı için, bu işlemden sonra ömür boyu testosteron takviyesi verilmesi gerekir.



 

Lenf düğümü ameliyatı(Lenfadenektomi): Penisin derinliklerinde büyümüş kanserli hastalarda (evre T2 veya üstü) genellikle kanser yayılımı açısından kontrol edilebilmesi için kasıkta yakındaki bazı lenf düğümlerinin çıkarılması gerekir. Kasık lenf düğümleri, lenfatik sıvının bacaklardan kan dolaşımına geri dönmesini sağlamaktadır. Bölgedeki birçok lenf düğümünü çıkarmak, bu drenajda ​​bazı sorunlara yol açabilir ve anormal şişmeye neden olabilir. Bu duruma lenfödem denir. Bu cerrahide beklenecek en önemli komplikasyondur.

 

Sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB): Bu operasyonda tüm lenf düğümlerini almak yerine  kanserin ilk yayılabileceği bekci(sentinel-nöbetci) lenf düğümü çıkartılır, bunda kanser yoksa daha ileri kademeye geçilmez, varsa  inguinal lenfadenektomi olarak bilinen daha kapsamlı bir operasyon yapılır. Bu yöntemle lenf düğümlerinin çıkarılması sonrası lenf ödem ve yara iyileşmesi problemleri daha az olur. Bu yöntemin dezavantajı sentinel diye saptanan lenf düğümü dışındaki yayılmalar gözden kaçabilmesidir

 

İnguinal lenfadenektomi (kasık lenf nodu diseksiyonu): Penis kanseri olan birçok hastada, daha ilk teşhis anında büyümüş kasık lenf düğümleri saptanmaktadır. Lenf büyümeleri sadece mevcut iltihaba bağlı olabilir, ve sorun antibiyotiklerle çözülebilir. Antibiyotiklerle bu büyümeler kaybolmuyor veya yeterince küçülmüyorsa bu lenf lenf düğümleri çıkarılma yoluna gidilir (inguinal lenfadenektomi). Lenf düğümleri hissedilecek kadar büyükse, yüksek evre ve dereceli kanserlerde lenf düğümü  biyopsisi yapılmasını önerilebilir. 


 

Pelvik lenf düğümü ameliyatı: 2 veya daha fazla kasık (kasık) lenf nodlarında kanser bulunursa, pelvik lenf nodları da çıkarılıp kontrol edilmesi gerekir. Bu, aynı seansda veya daha sonra ayrı bir ameliyat olarak yapılabilir.








 

2- Penis Kanseri için Radyasyon Tedavisi(Radyoterapi)



 

Radyasyon tedavisi, kanser hücrelerini yok etmek için yüksek enerjili ışınlar veya parçacıklar kullanılmaktadır. Penise radyasyon uygulanacak sünnetsiz hastalarda, radyoterapi sünnet derisinin şişmesine ve sıkışmasına neden olacağından önce sünnet yapılır. Penis kanseri için radyasyon tedavisi vermenin 2 ana yolu vardır: Dışardan verilen ışın(external) ve brakiterapi(internal).


 

Penis kanserinde radyoterapi şu durumlarda kullanılmaktadır:

 

  • Bazı küçük penis kanseri lezyonları için, ameliyata gerek kalmadan radyoterapi opsiyonu kullanılabilir.
  • Kanser lenf düğümüne yayılmışsa, lenf düğümlerini alındıktan sonra nüksü-tekrar etme olasılığını azaltmak  için radyoterapi uygulanabilir.
  • Ameliyatı istemeyen veya ameliyatın bir seçenek olarak düşünülmediği hastalarda radyoterapi bir seçenek olarak kullanılabilir.
  • Radyoterapi aynı zamanda, kanserin büyümesini yavaşlatmak veya neden olduğu semptomları hafifletmek için ilerlemiş kanseri olan hastalarda  kullanılabilir.
  • Tümörü küçültmek ve penise daha az zarar vererek kitlenin çıkarılmasını kolaylaştırmak için ameliyattan önce kemoterapi ile birlikte radyoterapi verilebilir.
  • Bölgesel lenf düğümlerine yayılma riski yüksek  olan hastalarda, bu riski azaltmaya yönelik mevcut tedaviye radyoterapi eklenebilir.





 

Dış ışın radyasyon tedavisi: Radyasyon tedavisi vermenin en sık yolu, dış ortamdaki bir ışın veren bir cihazdan, tümörü hedef alan, odaklanmış radyasyon ışınlarıdır. Bu tip radyoterapi genellikle 6 hafta boyunca haftada 5 gün, belli sayıda seanslara ayırarak  verilir. 

Penisi tedavi sırasında tam olarak aynı pozisyonda tutmak için bir balmumu veya plastik blok veya kalıp kullanılabilir. Kasık ve testisleri korumak için ayrıca  kalkanlar kullanılabilir.



 

Brakiterapi: Brakiterapi  tümör dokusu içine radyoaktif tohum yerleştirilmesini ifade eder. Yerleştirilen radyo aktif madde zaman içinde ışıyarak tümörü tedavi eder, sağlıklı doku çok zarar görmez, hastanede kalmayı gerektirmez. 

 

Penis kanseri için brakiterapi almanın 2 yolu vardır.

 

  • İnterstisyel radyasyon: Bu yöntemde ameliyathanede şartlarında penis tümörü içine içi boş iğneler batırılır. İğneler birkaç gün tutulur. Bu iğnelerden küçük radyoaktif madde tohumları günde birkaç kez  bırakılır. Tedavi bittikten sonra tüm tohumlar ve iğneler çıkarılır.
  • Plesiobrakiterapi: Bu tip brakiterapi, radyasyon kaynağı tam tümöre değilde yakın bir alanına yerleştirilir. Bu yöntemde penisin etrafına plastik bir silindir takılır. Daha sonra ilk silindirin üzerine radyasyon kaynağını tutan başka bir silindir yerleştirilir. Tedavi genellikle arka arkaya birkaç gün devam edilir.



 

Radyasyon tedavisinin olası yan etkileri şunlardır: Radyasyon tedavisinin ana dezavantajı, kanser hücreleriyle birlikte etraftaki sağlıklı dokuyu da zarar verebilmesidir. Tedavi edilen bölgedeki cilt genellikle kırmızı ve hassas hale gelir, cilt soyulabilir, radyasyon alanında ödem oluşabilir. İdrar yaparken bir süre yanma hissine neden olabilir. Radyoterapiye bağlı penis elastitesini bir miktar kaybedebilir, lokal damar genişlemeleri ortaya çıkabilir(telenjektazi). Hijyen ve cilt bakımı, bölgenin iltihaplanmasını önlemenin anahtarıdır. Pelvik bölgeye ve kasık lenf düğümlerine yapılan radyoterapi sonrası bazen yorgunluk, mide bulantısı ve ishali görülebilir.


 

Brakiterapi ile tedavi edilen hastalarda, yan etkiler tedaviden yaklaşık 3 hafta sonra ortaya çıkmaya başlar, iyileşme yaklaşık 12 hafta sürer. Harici radyoterapide, yan etkiler tedavi sırasında yavaş yavaş başlar ve tedavi bittikten sonra zamanla iyileşir. Çoğu birkaç ay içinde kaybolur.

 

 

 

Daha az görülen, ancak daha ciddi yan etkiler şunlardır:

 

  • Penisin ucundaki deri veya dokunun bir kısmı ölebilir (nekroz olarak adlandırılır).
  • Üretra yolu darlığı gelişebilir, buda idrar yapmayı zorlaştırabilir. 
  • idrar yolu ile cilt arasında delik yani fistül olabilir
  • Penis şaft kısmına verilen  radyasyon, ereksiyon sorununa neden olabilir. Penis ucuna(glans)  verilen radyoterapi ereksiyonu pek etkilemez.   





 

3- Penis Kanserinde Lokal Tedaviler (Ameliyat Dışı)

 

Bazı çok erken evreli, düşük dereceli penis kanserleri, özellikle karsinoma in situ (Kanserin yalnızca cildin üst katmanları tuttuğu), ameliyat dışındaki tekniklerle tedavi edilebilir. Bunlar arasında radyasyon tedavisi, lazer ablasyonu, kriyoterapi ve lokal kullanılan bazı kanser ilaçları sayılabilir. Bu tarz tedavilere penis koruyucu teknikler olarak adlandırılabilir. Bu tedaviler penisin bütünlüğüne ve yapısına daha az hasar vermektedir. Tabiki bu lokal tedaviler nispeten yayılmamış düşük evreli ve dereceli tümörlerde kullanılması gerektiği akılda tutulmalıdır, yayılmış veya yayılma potansiyeli yüksek kanserlerde kullanılması uygun değildir.

 

Lazer ablasyon: Lazer ışını kullanımı, skuamöz hücreli karsinom in situ (CIS) ve çok ince veya sığ bazal hücreli karsinomlar için faydalı olabilir. Ameliyatı reddeden hastalar içinde düşük evre tümörlerde bir seçenek olarak sunulabilir. Bölge lokal olarak uyuşturduktan sonra uygulanır, uygulama sonrası lazerin bıraktığı yaranın iyileşmesi birkaç sürebilir, tümörün lokal nüksü-tekrar oluşması durumunda işlem tekrar edilebilir. 

 

Kriyocerrahi-Kriyoterapi: Kriyocerrahi lazerde olduğu gibi hemen hemen aynı şekilde uygulanır, bu yöntemde kanser hücrelerini dondurmak ve öldürmek için sıvı nitrojen kullanır. Bazı verrüköz penis kanserleri ve penis başı(glansın) yüzeyel kanserinde(CIS) için kullanılmaktadır. Bölge lokal olarak uyuşturulduktan sonra, kriyoterapi uygulanır, o bölge dondurulur, ciltte bıraktığı yaranın iyileşmesi birkaç ay sürer. 

 

Lokal kanser ilaçları kullanımı(Topikal tedaviler): Topikal-lokal kemoterapide, bazı kanser ilaçlarının oral, damara enjeksiyon veya tümörlü cilde krem şeklinde sürülmesi ile yapılmaktadır. 

 

  • 5-fluorouracil (5-FU): Bu amaçla en sık kullanılan kanser ilacı 5-florourasil dir (5-FU) dir. Birkaç hafta boyunca kanserli cilde sürülerek uygulanır ve cildin üst katmanlarındaki kanser hücrelerini öldürür, ancak derinin derinliklerinde büyümüş veya diğer organlara yayılmış kanser hastalarda kullanılmaz. Bu nedenle 5-FU ile tedavi çoğunlukla kanser öncesi lezyonlarda veya karsinoma in situ (CIS) denilen yüzeyel kanserlerde  kullanılır. Uygulama sonrası birkaç hafta ciltte kızarıklık ve hassasiyet oluşabilir.
  • İmiquimod: Penisin yüzeyel kanserinde lokal krem olarak kullanılmaktadır. Bağışıklık sisteminin kansere tepki vermesine ve onu yok etmesine neden olur. Birkaç hafta boyunca haftada yaklaşık 3 ila 7 kez cilde sürülür. Bazı hastalarda şiddetli olabilen cilt tahrişine neden olabilmektedir.






 

Fotodinamik terapi (PDT): PDT penis kanserinde çok sık uygulanan bir yöntem değildir. sadece bazı durumlarda bir seçenek hastaya sunulabilir. Bu tedavi, penisin yüzeyine yakın kanserinde kullanılan özel ilaçlar ve lazer ışığı kullanır. Lazerle birlikte kullanılan ilaçlar lazerin uygulandığı alanları belirlemesi ve hassasiyeti artırmak amaçlanmaktadır.


 

4- Penis Kanserinde Sistemik Kemoterapi


 

Kemoterapi, penis kanserinde kullanılan sistemik kullanılanılan klasik kemeterapi rejimlerini ifade eder. Sistemik kemoterapide, damardan veya ağızdan verilen kanser ilaçları kullanır. Bu tedavi en çok lenf bezlerine veya uzak organlara yayılmış penis kanserleri için kullanılır. Kemoterapi ayrıca, tümörleri ameliyattan önce küçültmek için daha kolay çıkarılmasını sağlamak için (Neoadjuvan kemoterapi olarak adlandırılır) veya ameliyattan sonra (adjuvan kemoterapi olarak adlandırılır) uygulanabilir, ayrıca  kanserin nüksetmesini önlemek amacıyla da kullanılabilir. Kemoterapi döngüler-kürler halinde verilir ve her tedavi döngüsünün ardından vücudun toparlanmasına zaman tanımak için bir dinlenme periyodu konur. Kemo döngüleri genellikle yaklaşık 3 ila 4 hafta sürer. 




 

Penis kanserinde kullanılan Kemoterapi ilaçları şunlardır: 


 

  • Cisplatin
  • Fluorouracil (5-FU)
  • Paklitaksel (Taxol®)
  • İfosfamid (Ifex®)
  • Mitomisin-C
  • Kapesitabin (Xeloda®)


 

Genellikle bu ilaçlar ikili-üçlü kombinasyonlar halinde verilirler. Lenf düğümlerine veya diğer organlara yayılmış penis kanserinde  kullanılır. 


 

En sık ilaç kombinasyonları şunlardır: kombinasyonlar şunları içerir:

 

  • Cisplatin-5-FU
  • TİP: Paklitaksel (Taxol), ifosfamid ve sisplatin ("platin")



 

Kemoterapinin olası yan etkileri: Kemoterapi ilaçları hızla bölünen hücrelere daha fazla etkilidir, bu yüzden kanser hücrelerine karşı etkili olurlar, bu arada sağlıklı hücre ve dokulara da zarar verebilirler. Örneğin kemik iliğindeki ler (yeni kan hücrelerinin yapıldığı yer), ağız ve bağırsakların mukozası(yüzeyi) ve saç kökleri de nispeten hızlı bölündüğü için  kemoterapiden etkilenebilir ve bu da bazı yan etkilere neden olabilir. Kemoterapinin yan etkileri, ilaçların tipine, dozuna ve ne kadar süreyle kullanıldığına bağlıdır. Bu yan etkiler genellikle tedavi sona erdikten sonra zamanla kaybolur



 

Yaygın yan etkiler şunları içerebilir:

 

  • Saç dökülmesi
  • Ağız yaraları
  • İştah kaybı
  • Mide bulantısı ve kusma
  • İshal veya kabızlık
  • Artan enfeksiyon şansı (düşük beyaz kan hücresi sayımından)
  • Kolay morarma veya kanama (düşük kan trombosit sayısından)
  • Yorgunluk (Anemiye bağlı)



 

 

Kullanılan kemoterapi ilacına özel yan etkiler şunlardır:



 

  • Sisplatin ve paklitaksel sinir hasarına (nöropati) neden olabilir, bu da ellerde ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilir. Sisplatin ayrıca böbrek hasarına (nefropati) neden olabilir. Bunu önlemeye yardımcı olmak için sisplatin ile birlikte çok miktarda intravenöz (IV) sıvı verilir.
  • 5-florourasil (5-FU) ve kapesitabin, ağızda yemek yemeyi zorlaştırabilecek yaralara (mukozit) neden olabilir. Ayrıca bu ilaçlar da ishale neden olabilir.
  • İfosfamid mesanenin iç yüzeyine zarar verebilir (hemorajik sistit). Bunu önlemek için genellikle ifosfamid ile birlikte mesna adı verilen bir ilaç verilebilir.














 

Hakkı Perk ©2020 | Her Hakkı Saklıdır. | Dinamiksoft tarafından oluşturulmuştur.